Blog

Yıllar evvel, hayatımın merkezinde sadece işim varken, hayatı koşturasıya, canımı sıka sıka, kendimi eze eze yaşarken, (kalbimin gözü açılmamışken diyorum ben o zamana), her şey acil ve önemliydi......

Daniel Goleman, duygusal dayanıklılık becerisi iki yolla edinilir diyor. Birincisi, kendinizle konuşmak, ikincisi, beyninizi sil baştan eğitmek. Beyni yeniden eğitmek çok makul bir seçenek. Ya, insanın kendisiyle konuşması. Bu benim yaptığım bir şey. Hatta eskiden yalnız yaşadığım dönemlerde sıklıkla yaptığım bir eylemdi. Bunun insanı duygusal açıdan güçlendirmesi kendinizle ne konuştuğunuza bağlı tabii....

Öğrenmeyi seviyorum.  İşime neşe, eğlence katmayı seviyorum. Böyle değildim ben, söyleyeyim. Her şeyi çok ciddiye alırdım. Zorlardım, kasardım, ciddi olursam dikkate alınacağım sanırdım. Sonra sonra öğrendim ki; gülmek, eğlenmek şifaymış. Tüm ciddi işlerin içinde eğlence olurmuş, neşe olurmuş. Samimi duygularla yapılan her şey, rahatlıkla akışında ilerlermiş....

“Gülümsemek ve sabah geldiğimde 5. Kattaki çalışma arkadaşıma günaydın demek benim ay sonunu getirmemi nasıl sağlayacak? “ diye bir soru geldi katılımcımdan, selamlaşmanın ve gülümsemenin etkilerinden konuştuğumuz sırada... “Hımm, güzel soru”. Şöyle bakılabilir mi? Gülümsemek ve çalışma arkadaşıma sabah gülümseyerek günaydın demek, benim serotonin ve oksitosin hormonlarımı aktive eder, bu da güne daha keyifle başlamamı sağlar. ...

Yeni yıla 36 gün kaldı. Geçen yıla başlarken yeni yıl hedef çalışması yapmıştım. Bir muhasebesini yaptım. Yapmak isteyip de yapamadığım o kadar çok şey var ki! Bu muhasebeyi ara ara yapıp listeyi güncellemiştim ve şimdi dönüp bakıyorum. İlk başta hayal ettiğimle epey fark var. Baştan söyleyeyim, bu hiç kötü bir şey değil. Hayat bana iyi ya da kötü birçok sürpriz sundu. Her iki durum da yapmak istediklerimi ya yavaşlattı ya etkisiz hale getirdi, ya da dediğim gibi liste güncellendi....

Günaydın, kurumsal hayatın tüm işlerini göğüsleyenler, günaydın dükkanını, ofisini, mağazasını, tezgahını açanlar, günaydın serbest zamanlı çalışanlar, günaydın ekmeğini kazanmaya çalışan tüm dostlar, iyi haftalar olsun. Size dert saysam sabah sabah içiniz şişer. Sorunlar yok mu, var elbet. Ama her sabah açıyorum ben muhasebe defterini. Ne var elde avuçta?...

Eğitmenim. Okumayı çok seviyorum. Kitapları, kendimi, insanları, yaşamı, yaşamın getirdiği olayları okumaya çalışıyorum. Eğitimlere gidiyor, kendimi ve insanları gözlemliyor, hayatı çok yönüyle tatmaya, öğrenmeye çalışıyorum. Tabii ki, birtakım görüşlere, inançlara ve belki de sizlerin deyimiyle bazı formüllere sahibim, hayatı daha kaliteli, kolay ve doyumlu yaşamaya dair....

Geçen gün katılımcılarımdan Serap Hanım bir hikaye anlattı. Harika bir konserin ardından Erol Evgin demiş ki sahnede “Emarlar, tahliller iyi çıkarsa, seneye inşallah görüşürüz”. Sağlık olsun sevdiklerimizle görüşelim, istediğimiz işleri yapalım, istediğimiz her şeye enerji, güç, kudret yaratalım....

Evet uzun bir tatil molasından sonra işe güce başlamak gibisi var mı? İşe adaptasyonumuzu hızlandırmak için, kendimizin keyif modunu açıyoruz. Evet evet bir çok modumuz var ve bilinçli farkındalıkla keyif modunu aktive edebiliriz. Tatil sonrası ayakları geri geri gidenlere birkaç öneri....

Bir ben var benden içeri. Bin ben var halden hale giren. Acaba kaç kişiyiz şurada dışarıdan kendimize bakan? Duygumuzu tanımlayabilen, nedenine dair kendine sorular soran, keşifler yapan. Anlamlandırdığında sakinleşen, yeni anlama ihtiyacı olup olmadığını soran. Neden mi diyorum? Birazdan söyleyeceğim. Gün içerisinde farklı farklı düşünceler, duygular içinde çeşit çeşit tepkiler veriyoruz....

Bazen çok yoruluyoruz, doğru mu? Bugün metroda bir konuşmaya kulak misafiri oldum. Biri "Öldüm bugün" diyordu, yanındakine. Benim de günüm çok yoğun geçti ve yorulduğumu hissettim. Bununla beraber, böyle bir ifadeyi duyduğumda, “iyi ki yoğun yaşadım” diye içimden geçirdim....

İyimserlik konusunda kendinize 1 ile 10 arasında kaç puan verirsiniz? “Hoca’m ben iyimser değil, gerçekçiyim”. Bu, "Hayat Bize Güzel" eğitimimin başında sınıfa sorduğum sorulardan bir tanesi. Gelen cevaplardan bir tanesi de aynen böyle. İyimserlik yerine gerçekçiyim diyenler. Birçoğumuzda pozitif olmak anlamsızca her şeyi iyi görmekle ve Pollyannacılıkla  eş değer görülüyor....

Şimdi sizi, “ileriye düşmek” deyimiyle tanıştırmak istiyorum. Bu yolda her zaman ileriye düşer insan. Hayat, çıkışları ve inişleri olan eğlenceli bir yolculuk. Eğlenceli olarak algılamak herkesin yapabildiği bir şey değil elbette. Özellikle iş hayatının kariyer yolu, herkese göre değişse de keskin virajlar ve dik kayalarla dolu. Direksiyonda da siz varsınız...

Bazı eğitimler vardır. Bildiğimiz klasik sınıf eğitimlerinden farklıdır. Eğitmen yoktur, lider vardır. Sunum yoktur, yönergeler vardır. Katılımcı ders notu yoktur, eğitim materyali çoktur. Bu materyal bazen bir kalem olur, bazen bir oklava. Bazen bir mendil olur, gözümüzü bağlar. Bazen o mendil bir kravata dönüşür bir senaryonun içinde....

Önündeki kağıtlara bakarak, bana konulan teşhisi söyleyemezsin. Gözümün içine bakar mısın? Yumuşak bir ses tonu seçer misin? Bu sürecin nasıl geçeceğini söyler misin? Sana güven duymamı, en önemlisi hastanın kendine güven duymasını sağlar mısın?...

Yetişmiş uzman personelin şirket içi eğitmen olarak değerlendirilmesi birçok kuruluş için kaçınılmaz bir olgu. Kurum içi eğitmenlik de, ya İnsan Kaynakları Bölümü tarafından teşvik edilen gönüllülük esasına dayalı olarak ya da bir yaptırımla ikincil bir görev olarak çalışanlara verilerek yürütülen bir süreç. Bu süreçte imdada ilk olarak “Eğitici Eğitimi” koşar. Minimum 2 günlük eğitici eğitimi sonrası, birincil işinde işi başından aşkın, eğitmenlikte isteksiz, nerden başlayacağını bilmeyen, sözde gönüllü ama gönülsüz iç eğitmenler kafilesine yeni bir kişi katılmış olur....

Size gerçek bir hikaye anlatacağım. Ama öncesinde izninizle size bir soru sormak istiyorum. Bugün 19 Şubat 2018. Bundan tam 10 yıl önce, 19 Şubat 2008 yılında nerede ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz?...