Bir Taşınma Hikayesinin Duygular Geçidi

Bir ayı geçti taşınalı. Hala yerleşmemiş birkaç kutu var. Son 8 yılda 3 kez taşınmış biri olarak bu kadar çok zorlanacağımı düşünmemiştim.

Ama çok zorlandım. Eşyaları kutulamak ve eşyaları yeni eve yerleştirmek değildi zor olan. Duygularımı ve düşüncelerimi düzenlemekti. Fazla eşyaları öylece birine vermek, çöpe bırakmak istemedim. İhtiyacı olan birine vermek için o kadar çok organizasyon yaptım ki. Fayda sağlamak değerim çok ön plandaydı. Evet kutular yeni sahiplerine ulaşınca mutlu oldum öte yandan organizasyon için ayırdığım zaman ve fazladan hazırlanan kutu ve düzenleme planı çaba ve efor gerektirdiği için yerleşme süreci uzadı. Çevrem “at çöpe” ya da “ver birine ne uğraşacağın” diyenlerle doluyken, “bu işe ayırdığım zamanda daha başka neler yapabilirdim” diyen kendi sesim birbirine karıştı. Bu sesler arasında “ben gerçekten ne istiyorum”u bulmak, içimi huzurla doldurmak için de ayrıca zaman ve efor harcadım. Sonuç: Mutluyum:)

Taşınmanın psikolojik etkileri çok uçlarda olabiliyor. Bir yandan çok istiyorsunuz, çünkü istediğiniz daha iyi bir yere geçiyorsunuz ve mutlusunuz, öte yandan “bırakmak”la sınanıyorsunuz. Alışkanlıklarınızı, konfor alanınızı, eşyalarınızı, arkadaşlarınızı, komşularınızı, mahalle bakkalınızı, zaten kurmuş olduğunuz düzeninizi bırakmak gerçekten zor geliyor. Ayrıca tüm bu eşya ayrıştırma işlemleri sırasında bir yerlerde istiflenmiş anılar saçılıyor etrafa. En çok da anıları toplamak zor oluyor, zaman alıyor. Ne çok anı var. İlkokuldan hatıra defterlerim. Üniversiteden ilk gezi fotoğraflarım, 1999 yılında Ankara’da staj yaparken aileme yazdığım mektup. Postalayamamışım. Deprem olmuş gündem değişmiş. Özgeçmişimde sertifikalarım sıra sıra yazıyor. Oysa o katıldığım eğitimlerin belki 10 katı katılmış olduğum eğitimler ve notlar, defterler var… Evet çok şükür hepsi beni oluşturuyor. Öte yandan dolapta öyle duruyorlar. Zihnim soruyor “8 yılda 3 kez taşındın, bu süreçte hep istifledin bir kez açıp bakmadın, ne yapacaksın bunlarla”

Sonra annemi düşünüyorum. Önünde yapmak istediği çok şey vardı. Elinden her iş geliyordu. Dikiş, nakış, el sanatları üzerine bir oda dolusu malzemesi vardı. Bir gün uyandı, unuttu birçok şeyi. 2 yıl tanı konması için uğraştık. Kabullendik. Atipik demans. Dikişi, nakışı hatırlıyor ama yapmak istemiyor. Plan yapması ve gelecekle hayal kurması bitti. Onca eşya ve malzeme birden âtıl kaldı.

Zaman geçiyor, kendimize yeni düzenler oluşturuyoruz ve önceliklerimiz değişiyor. Şimdilerde kendime sorduğum sorular bunlar “Bugünden geleceğe neleri taşımak istiyorum?” “Bunca birikimi, biriktirdiklerimi nasıl daha fazla faydaya dönüştürebilirim?” Cevaplarımın arayışında olmak beni heyecanlandırıyor.

Çocukluğuma ve küçüklüğüme ait bu fotoğraflar çıkıyor bir yerlerden. Özşefkat böyle bir şey sanırım. Seviyorum bu bebeği ve bu çocuğu. Büyümenin getirdiği o sancıları şefkatle sarıyorum. Yolculuğuma şükrediyorum. Geldiğim noktayı seviyorum. Kutluyorum kendimi. Önceliklerimi değerlerime göre belirleyerek ilerlemek istiyorum. Bu çok net. Bazen zaman alıyor, bazen dış sesler, bazen iç sesler kafa karıştırıyor, bazen yaşamsal gayeler öne geçiyor, unutturuyor. Ama değerlerimin sesine ve bende yarattığı güce alan açtıkça fark ediyorum bendeki huzur ve dinginliğin etkisini…

Bu taşınmanın, anıların, yerleşme sürecimin, kafa karışıklığımı netleştirme sürecimin, bende oluşturduğu sonuçlar şöyle;

  • Değerlerini fark et, pusulan olsun.
  • Artık ihtiyacın olmadığın her şeyi ver, paylaş .
  • Önceliklerini o anın koşullarına göre ve değerlerine göre yeniden düzenle ve fark et, hayat hızlı değişiyor.
  • Bu hayatını üreterek ve keyifle yaşa.
  • Kendini takdir et, kutla